» Her Derde Deva Bizde Bedava; Dorukcan Bilgi Paylaşım Platformu

    • Facebook Hesabınız İle Sitemize Hızlı Üye Olup Giriş Yapabilirsiniz
    • Veya Bilgilerinizi Kendiniz Girerek Üye Olup Giriş Yapabilirsiniz

» MakaleYazılar Kategorileri

» Hit MakaleYazılar

» Son MakaleYazılar Yorumları

» MakaleYazılar İstatistikleri

  • MakaleYazılar Sayısı 154

  • Okunma Sayısı 307461

  • Kategori Sayısı 13

  • Yorum Sayısı 69

» Helal Olsun...

MakaleYazılar Resmi
Bookmark and Share
  • Beğenenler (0) Beğenmeyenler (0) Toplam (0)
      Beğenenler & Beğenmeyenler
Beğen Beğenme
Hikaye ve ÖyküLer Kategorisinde Gez
               


 Helal Olsun ; -Petir canavarı Zengo yakalandı. Beş vilayet sınırı içinde sindirip sındırmadığı kimse kalmamıştı. İnsanları titreten haydut, en sonunda kapana kısıldı.


  Hükümet konağı önündeki caddeden geçerken bütün yol boyu onu görmek için gelenlerle dolmuştu. İki eli, iri baklalı bir zincire vurulmuştu. Sarkan zincirin ucu yerde sürünüp şakırdıyordu. Sağında iki candarma, solunda iki candarma, arkasında beş candarma vardı.

Candarma komutanı assubay da önde gidiyordu.


  Herkes onu merak ediyor, görmek istiyordu da, yine de kimse yakınına sokulamıyordu. Arkadaki meraklılar, Petir canavarını görmek için öndekileri ittikçe, öndekiler geri direniyor, canavara sokulmaktan ürküyorlardı. Candarmaların arasındaki Zengo ilerledikçe, kalabalığı

bıçak gibi yarıyor, önü açılıp boşalıyordu. Ama kaçışan halk, uzaktan da olsa, Zengo'ya bir tükürük atmaktan geri durmuyordu. Zengo'ya taş atanlar bile vardı. Yaşlı kadınlar yumruklarını sıkıyorlardı.

  -Kahrol Zengo!--Geber Zengo!

  Her eşkıyanın az çok, bir iki seveni bulunur. Hiç değilse yakın hısımları sever. Zengo'yu bir tek kişi, öz kardeşi bile sevmiyordu. Onun için, bir an önce asılmasını en isteyenler, kendi köylüleri, yakın hısımlarıydı.


  En azgın, en azılı eşkiyanın bile, uydurma da olsa birkaç iyiliği anlatılır, eşkiyanın en canavarı bile masallaştırılır. -Zengini soyar, yoksula verir,- derler. -Öksüz kızlara düğün dernek yapar,- derler. Ne de olsa bir iyiliğini söylerler. Zengo için hiç kimse iyi bir şey söylemiyordu. Bu Zengo, çocukluğundan beri canavardı. Adam öldürmekten, ama hiç yoktan cana kıymaktan zevk alıyordu. Öldüreceği adamın zengin ya da yoksul, kadın ya da erkek, yaşlı ya da genç olması

onun için hiç önemli değildi. Yıllarca dağlarda bir başına gezmişti. Yanına kimse sokulamazdı ki onunla arkadaş olsun.

  Yakalandığı zaman üstünde beş liraya yakın bozuk para çıkmıştı. Oysa öldürdüğü her adamdan onar lira almış olsaydı, ceplerinin altınla dolu olması gerekirdi. Parası yoktu. Çünkü para için adam öldürmüyordu. O, öldürmek için öldürüyordu. Belki de bütün insanları

öldürüp, bu koca yeryüzünde bir başına rahatça yaşamak istiyordu. Daha doğrusu niçin adam öldürdüğü belli değildi, bunu, belki kendisi de bilmiyordu.


  Çocukluğunda yakaladığı tavukların başını dişleriyle koparırmış. Sonra kedilerin gözlerini oymaya, köpeklerin karnını deşmeye başlamış.

  Dağa ilk çıkışı, evliliğinin ilk gecesi olmuş. Zengo, köyünün en zengini. Yalnız kendi köyünün değil, bütün bura köylerinin en zengini. Böyle olduğu için de çok güzel bir kızla evlendi. Kızın babasına yüz koyunluk bir sürüyle üç yüz de altın verdi. Kızı aldı. Kız, gerdeğe girecekleri geceye kadar Zengo'nun yüzünü görmemişti. İlk o gece gördü. Görmesiyle de bir çığlık atıp, iki elini yüzüne kapayarak kaçması bir oldu. Ama kaçacak yer yoktu. Zengo, kapıyı tutmuştu. Kız iki avucu yüzüne kapalı, çığlık çığlığa duvara sırtını verip köşeye büzüldü. Parmaklarının arasından Zengo'ya bakıp çığlığı basıyordu.


  Zengo'yu görüp de korkmamak olanaksızdı. Boyu iki metreyi aşkındı. Elleri kürek kadar iriydi. Ya hele yüzü... Doğduğu zaman, katır başlı bir çocuk doğdu diye bütün köylü şaşırmıştı. Bu baş, yalnız katır başına da benzemiyordu. Biraz katır, biraz domuz, biraz manda... Şaşılası bir baş. Bütün hayvanlara benziyor, yalnız insana benzemiyordu.


  Anasının bu çocuğa bir ayıdan gebe kaldığını söyleyenler bile vardı. Zengo büyüdükçe daha korkunçlaştı. Tepegözlü, fincan iriliğindeki iki gözünün biri alnında, biri de yan aşağıdaydı. İri burnu, suratına saplanmış bir bıçağın sapı gibi duruyordu. Yanpiri, kocaman ağzı vardı. Çiğ pirzola gibi alt dudağı sarkık, iri dişleri de görünürdü. Bütün yüzü kıllarla kaplıydı.


  Güzel gelin, Zengo'yu böyle görünce korkudan titreyerek köşeye büzüldü. İki eliyle yüzünü kapadı. Parmaklarının arasından Zengo'ya baktıkça çığlığı basıyordu. Zengo gülümsemeye çalıştı. Ama beceremedi. Çünkü, nasıl gülündüğünü hiç bilmiyordu. Geline doğru, ellerini açarak yürüdü. Maksadı geline gülümsemek,-Korkma, korkma benden,- diye ona yalvarmaktı.


  Ona yalvaracak, insan olduğunu söyleyecek, -Bağırma, istersen vazgeçelim. Yarın sabah babanın evine git! diyecekti. Ama gelin, bunu anlayamadı. Zengo'nun ellerini açıp üzerine yürüdüğünü görünce, bayıldı, boş bir çuval gibi oracığa yığılıp kaldı. Zengo, hiç soğukkanlılığını yitirmeden gelini okşaya okşaya boğdu. Sonra onu koynuna alıp sabaha kadar beraber yattı. Gün ışımadan da başını alıp dağa çıktı.


  Aradan bir hafta geçmeden Zengo, kızın babasını öldürdü. Ama bu, başka cinayetlere benzemiyordu. Adamı lokma lokma doğramış, her lokmasını köy yoluna serpmişti. Ertesi sabah yollarda parmaklar, kulaklar, burun gördüler.


  Zengo, daha sonra, kendi iki kardeşini öldürdü. Kardeşleri, kendisi gibi çirkin, korkunç değillerdi. Kız kardeşini, başından aşağı gaz dökerek geceleyin tutuşturmuştu. Kız, gecenin karanlığında alevler içinde tutuşa tutuşa dağlara doğru koşarak yandı, kül oldu.


  Ağabeysini de bir gece baltayla parçalayıp başını, kollarını, gövdesini, ayaklarını ayrı ayrı ağaçlara astı.


  Bundan sonra Zengo'nun cinayetlerinin ardı arkası gelmedi. Önce kendi hısımlarını öldürdü. Çocuk demiyor, kadın demiyor, yaşlı demiyor, öldürüyordu. Öldürmekle de hırsını alamazsa, cesedi yakıyordu.


  Dağda yaşıyordu. Pek sıkışır da yakalanacağını anlarsa, sınırdan kaçıyordu. Bir kez yakalanmış, hapishane duvarını delerek kaçmıştı; Candarmaların arasında caddeden geçen Petir canavarını halk taşlıyor, suratına tükürüyordu. Ama ona yaklaşmaya da korkuyorlardı.


  Göğsünde çaprazlama fişeklik vardı. Bir dev gibi yürüyor, koskocaman ayakları, deve tabanı gibi yere löp löp basıyordu.


  Silahı, fişekleri alınan Zengo, hapishanenin bodrumundaki hücreye atıldı. Mahkemesi başladı. Zengo avukat tutacaktı. Ama parası yoktu. Köyündeki geniş topraklarını, bütün mallarını, davarlarını, evini sattı. Eline çok büyük para geçti. Bu kez de kendisini savunacak avukat bulamadı. Zengo'dan herkes nefret ettiği için, hiçbir avukat onun davasını almak istemiyordu. Alsalar neye yarardı! Hiçbir avukat, Zengo'yu idamdan kurtaramayacağını biliyordu. Onun için

de davasını almıyorlardı. Ama en sonunda Zengo bir avukat buldu. Avukata pek çok para verdi.


  Herkes, İdamdan kurtaramazsa, Zengo avukatı öldürür, diyordu. İdama gitmeden hapisten kaçar, belki de mahkeme salonunda avukatı öldürürdü. O, bir kişiyi öldürmeyi kurmuşsa öldürür. On, on beş kişi, bu dev azmanıyla başedemezdi.


  Zengo, avukatının kendisini yalnız idamdan değil, hapisten bile kurtaracağına inanıyordu. O kadar çok para vermişti ki avukata, Zengo'yu kurtarmalıydı o.


  Mahkeme uzun sürdü. Sonunda sıra avukatın Zengo'yu savunmasına geldi. Ne olacaksa işte bu oturumda olacaktı.


  On süngülü candarmanın arasında mahkemeye gelen elleri kelepçeli Zengo'ya kalabalıktan çok kişi bağırıyordu.

  -Geber Zengo!-İpe, ipe Zengo!

  Mahkeme salonuna girerken, Zengo'nun bileklerindeki kelepçeyi çözdüler. Zengo, iki candarmanın arasında mahkeme salonuna girdi.

  Söz savunmanın. Avukat ayağa kalktı, öksürdü. Titrek, korkulu bir öksürüktü bu. Zengo'nun savunulacak bir yanı yoktu. Bütün suçları, tanıklarıyla, kanıtlarıyla ortadaydı. Yalnız bilineni yirmi cana kıymıştı. Daha bilinmeyeni kimbilir ne kadardı? Avukat, bir kurtuluş umudu olarak Zengo'nun deli olduğunu ileri sürmüş, ama tıbbi gözlem altına alınan Zengo'nun deli olmadığı doktor raporuyla anlaşılmıştı. Avukatın, Zengo'yu savunacak gerçekten bir sözü yoktu. Cüppe kolunun bol yeni içinde kaybolan elini önce yargıca, sonra Zengo'ya çevirdi. Söze başladı.


  -Pek muhterem reisim ve pek muhterem yüksek mahkeme heyeti. Müvekkilim masumdur. O'nun masumiyetini anlamak için temiz nasiyesine, şefkatle bakan gözlerine bir nazar atfetmek kafidir sanırım. Yüksek mahkemenizden rica ederim. Sanık mevkiinde bulunan müvekkilime dikkatle bakınız. Kendisine isnad edilen bunca suç, bu masum, bu temiz, bu açık çehreden memun edilebilir mi? Hayır. Edilemez!


  Avukat heyecanla konuşuyordu. Bu konuşması bir saat sürdü. Konuşurken sesini bir alçaltıp bir yükselterek harp telleri gibi titretiyor, bir hızlanıp bir yavaşlıyordu. Ama bütün çabası boşa gitmişti. Sözlerinin hiçbiri, ne yargıçlarda, ne dinleyicilerde olumlu bir etki yaptı. Nasıl olsa Zengo'yu kurtaramayacağını bilen avukat, hiç olmazsa sanıktan aldığı parayı hak etmek için konuşmuştu. Yalnız bir kişi, avukatın sözlerinden büyük bir üzüntü duymuştu. Ağlıyordu. Bu

adam, Zengo'ydu. Alnındaki fincan iriliğindeki gözü yaşarmıştı. Avukatına bakarken gülümsemeye çalışıyordu. Mahkeme karar için bir ay ileriye atıldı.


  Zengo, salondan çıkınca avukatının elini öptü. Bütün hayatında, kendisine iyi diyen bir kişi bu avukattı. Hapishaneden avukatına beş bin lira daha gönderdi. Daha önce de çok para vermişti.


  Helal olsun, böyle avukata helal olsun. diyordu.

  Yargıç kararını bildirdi. İdam! Zengo, avukatına gülümsüyordu. Hapishaneden avukatına ikinci kez beş bin lira daha gönderdi. Karar Yargıtaydan geldi: İdam onaylanmıştı.  -Helal olsun, böyle avukata, helal olsun... diyordu Zengo.


  İdam kararı Meclis'te onaylandı. Zengo, gülüyordu, sevinçliydi. Zengo, bütün parasını avukatına bıraktı.İdam sehpasına götürülmek için hücresinden alınırken Zengo:

  -Helal olsun, böyle avukata, helal olsun...-- diye söyleniyor, gülümsüyordu.


Aziz Nesin.

  Sevgi eksikliği her zaman bir Zengo yaratmaz, ama dünyaya küskün,

kendini değersiz bulan, kendini ve insanları sevmeyen kişiler

ortaya çıkarır. Ülkemizide sevgiden nasibini almamış milyonlarca insan var. Dilerim ki herkes sevgiden nasibini alsın sevgiyle büyüsün.

Sevgi dolu bir yaşam dileğiyle.




Etiket : Helal, Olsun ,
MAKALEYAZILAR BİLGİLERİ
Ekleyen : Sudenaz | Kategori : Hikaye ve ÖyküLer | Tarih : 10.09.2008 14:26:51 | Hit : 1589 | Yorum : 0

» MakaleYazılar Yorumları

MAKALEYAZILAR YORUM YAZ

 

» Benzer MakaleYazılar

» Copyright

2oo8-2o15 © Copyright Dorukcan.com
SiteMap | © C.C.P.