» Her Derde Deva Bizde Bedava; Dorukcan Bilgi Paylaşım Platformu

    • Facebook Hesabınız İle Sitemize Hızlı Üye Olup Giriş Yapabilirsiniz
    • Veya Bilgilerinizi Kendiniz Girerek Üye Olup Giriş Yapabilirsiniz

» Haber Kategorileri

» Hit Haberler

» Son Haber Yorumları

» Haber İstatistikleri

  • Haber Sayısı 350

  • Okunma Sayısı 818378

  • Kategori Sayısı 7

  • Yorum Sayısı 429

» Hanya'yı Konya'yı Anlamak / Levent Kırca

Haber Resmi
Bookmark and Share
  • Beğenenler (0) Beğenmeyenler (0) Toplam (0)
      Beğenenler & Beğenmeyenler
Beğen Beğenme
İnsan ve Yaşam Kategorisinde Gez
               

Paça yolluyor bana kasap. Paçayı kaynatıyorum, dolabın bir kenarında bekliyor. Daha evvel de kemikleri ve eti kaynatmışım, et suyu elde etmişim. O da bekliyor. Ne zaman çorba yapacak olsam, suyunu et suyundan ya da paça suyundan koyuyorum. Örneğin, köy tarhanasını bugün öyle yaptım. Bol sarımsak koyuyorum, biraz sirke. Pişerken, içine ceviz ve küçük salatalık turşusu doğruyorum. Pişince kuşkonmaz gibi oluyor salatalıklar. Sonra yeme de yanında yat...

Ben çorbacıyım arkadaş. Sıcak sıcak çorba kaşıklamaya bayılıyorum. Hele bir de, ekmeği kızartıp doğradım mı gel keyfim gel!

Ben çocukken, Samsun'da öğretmen olan annem çorbayı kaynatır, hazırlanmış yer sofrasının ortasına tencereyle koyardı. Sofranın etrafına yayılıp, bağdaş kuran biz aile fertleri, somun ekmeği katık eder, elimizdeki tahta kaşıklarla dalardık çorba tasına. Ekmeği boş verip, sürekli çorbayı götüren biz bebelere de "Ekmeğinizi katık edin" derdi. Sebebi? Ekmeği fazla yiyelim de, karnımız doysun diye. Bir bakıma tasarruf. Başka yemek var mıydı o gün için bilmiyorum ama, içtiğim çorbalar hiç aklımdan çıkmaz...

Ne zaman çorba içsem, o günleri hatırlarım ve annemi özlerim.

Annem; devrimci, Atatürkçü bir kadındı. Gencecik bir yaşta, CHP'nin kürsüsünde Cumhuriyet Meydanı'nda nutuk çekerken bir fotoğrafı kalmış bana. Uzun siyah palto, başında da modern bir şapka.

Hep CHP'liydi. Yaşasaydı, CHP'nin bugünkü durumuna şaşar kalırdı.

Geçen gün bir gazetede başlık şöyleydi;

Kılıçdaroğlu' nu kast ederek, "Tayyip'ten hiç farkın kalmadı" diyor. Hatta bir de resim yapmışlar. Yarısı Tayyip, yarısı Kılıçdaroğlu. Pek bir manidar olmuş.

Sokakları arşınlarken, insanlar, özellikle de Halk Partili'ler bana soruyor; " Halk Partili'yiz. Ama ona da güvenemiyoruz. Ne yapacağız?"

Tanık olduğum bu sorular, acep Kemal Bey'in kulağına gitmiyor mu?

Musakka

Musakka, şu bildiğimiz patlıcanla yapılan yemek değil. Musakka, benim Bodrum'dan İstanbul'a getirdiğim kedi. Siyah-beyaz. Daha doğrusu frag giymiş de, siyah papyon bağlamış gibi matrak birşey. Görür görmez vuruldum ona.

İlk bakışta aşk yani.

Geçen yıl kaptım getirdim. Dişi bir kedi. Önce dört, sonra da beş yavru yaptı. Hepsi birbirinden güzel. Evin bahçesinde, "ordu" oldular. Çok seviyorum bunları ama, konuya komşuya da ayıp oluyor. Bu canımdan çok sevdiğim kedileri, gönülden isteyen ve onlara iyi bakacağına inandığım insanlara, imzalayıp vereceğim. Ama iyi bakacaklarına emin olmalıyım.

Karikatür deyince...

Elbetteki Kamil Çakmak da geliyor aklıma.

Yıllar önce, Kazancı Yokuşu'ndaki evinin kapısını çalıp, ikna edip Münir Özkul'u yeniden tiyatro sahnelerine döndürmüştüm. Ustayla, "Generalin Aşkı" oyununu sergilemiştik. İşte o oyunun afişini, o zamanlar Bedri Koraman'ın öğrencisi olan Kamil Çakmak yapmıştı. Yıllarca gazetelerin birinci sayfalarını süsledi Kamil'in bu karikatürleri. Kendisiyle o gün bugündür dostuz.

Filmlerimin, oyunlarımın afişlerini hep o yapar. Yazdığım kitabın kapağı da ona ait. Kulakları çınlasın. Ama ben bugün, Musa Kart'tan da söz etmek istiyorum. Gün aşırı ya da üç günde bir Cumhuriyet'te de çiziyor Musa. Bu arkadaşıma hayran olmamak mümkün değil. Karikatürleri, olup bitenin, yaşadıklarımızın taşlaması. Kesiyorum ve saklıyorum bu çizimleri.

Hükümet mutlaka başını ağrıtıyordur Musa'nın. Bir karşılaştığımda dinleyeceğim kendisini.

Ellerine sağlık diyorum, tebrik ediyorum, selamlar gönderiyorum Musa'ya.

İyiki var...

Özel tiyatrolara devlet yardımı

"Bana, Genco'ya, Ferhan'a, birkaç tiyatroya daha, Gezi Olayları'nı desteklediğimiz gerekçesiyle bu yıl vermediler bu yardımı" yazmıştım. Gerçek sebebi; Cumhuriyetçi olmamız, Atatürk'ü sevmemiz. Demiştim ki, "Ben bu yardımdan yararlansaydım da, aynı gerekçeyle başka tiyatrolar almasaydı bu yardımı, ben de iade ederdim, almazdım bu yardımı."

Neyse, millet bayıla bayıla aldı parayı. Çok geçmeden "Hanya'yı Konya'yı" anladılar. Oyuna getirildiklerini, anladılar. Hükümet bu kez, "Ödenek tahsis edilen tiyatrolarla sözleşme imzalayacağım" diye tutturdu. Tiyatroların oynayacağı metinleri istiyor sansür koyabilmek için. Sosyal içerik olmayacak, politik olmayacak, açık saçık olmayacak, ahlaka mugayir olmayacak, belden aşağı espri olmayacak.

Peki ne olacak? Geçen gün gazetede okudum. Bir okul müdürü, öğrencinin yaptığı yalnızca bir kadın başından oluşan resmi (Kadının gözünde de iki damla yaş var) ahlaksızca bulup, pornografi içeriyor diye yırtmış, atmış.

Belli ki, tiyatroların oyunlarına da bu bakışla yaklaşacaklar.

Yandaş Ali Poyrazoğlu, bu yardımın alasını almıştı. Bizler oynayacak salon bulamazken O, Gazanfer Özcan'ın eski tiyatrosu elinde olduğu halde, başka tiyatro salonlarında azr-ı endam eyliyor. Önemli bir ayıbı daha var...

Ustanın tiyatro girişindeki adını söküp, kendi ismini asmış. Oysa ki, "Gazanfer Özcan" ismi kalır, kendi ismini de altına yazardı.

Biz tiyatrocular birbirimize bunu yaparsak, başkaları ne yapmaz!

 

Kaynak: aydinlikgazete.com



Etiket : Hanyayı, Konyayı, Anlamak, Levent, Kırca,
HABER BİLGİLERİ
Ekleyen : Dorukcan | Kategori : İnsan ve Yaşam | Tarih : 02.12.2013 14:58:00 | Hit : 1691 | Yorum : 0

» Haber Yorumları

HABER YORUM YAZ

 

» Benzer Haberler

» Copyright

2oo8-2o15 © Copyright Dorukcan.com
SiteMap | © C.C.P.